CEMİL ALTINBİLEK

MANİSA KİTABI- 6

Gerek Osmanlı gerekse Türk Kültüründe, Anadolu tasavvuf kültürüyle harmanlanan önemli bir felsefe ekolü vardır; daha doğrusu bu ´tavır´ duruşuyla kendini gösteren insanın kendine ve dünyaya bakışı vardır: Mevlevilik.

Manisa önemli bir Mevlevi merkeziydi bir zamanlar. Bugün Mevlevîhane´ den söz edeceğiz…

Diğer başlık çağdaş bir Mevlevî diyebileceğimiz Tarzan´ı konu edineceğiz…




MEVLEVİHÂNE:

Manisa Mevlevîhânesi…

(sırası gelmişken, sözlükte mesela şapkalı a ´â´ ile gösterilen kelimeler şapka konulmadığında kök veya kalıp farklılığı sebebiyle anlam farklılığı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle okuyucularımızın Türkçenin bir zenginliği olarak gördüğümüz bu tür imlaya dikkat etmelerini temenni ederiz. Yine ´a´ dan gidersek şapkalı â ile yazılan 27 kelimenin, şapkasız a ile yazıldığı takdirde söz varlığımız içinde yer alan başka bir kelimenin yerine geçmesinin mümkün olduğu görülmektedir. Söz konusu kelimeler şunlardır: "âciz, aciz; âdet, adet; âlem, alem; âmâ, ama; âşık, aşık; âyan, ayan; dâhi, dahi; dâhil, dahil; hâdis, hadis; hâl, hal; hâlâ, hala; hâşâ, haşa; hâd, had; havâs, havas; hayâ, haya; kânun, kanun; nâkil, nakil; nâr, nar; nâs, nas; nâsır, nasır; nâzım, nazım; sâdır, sadır; şâhıs, şahıs; vâkıf, vakıf; vâris, varis; vâsıl, vasıl; vâsi, vasi" Görüldüğü üzere transkripsiyon alfabesi bu kelimelerin anlamlarını ve söz konusu kelimeye bağlı oluşan diğer anlamları nedeniyle dikkat etmemizi mecbur kılmaktadır.)

Manisa Mevlevîhânesi Osmanlılardan da önce, Selçuklu-Beylikler döneminde, Saruhanoğlu İshak Bey zamanında yapılmıştır. Yeri, Yukarı Tabakhane Mahallesi´nde, Milli Park içerisinde, Spil Dağı eteklerindedir. Mevlevihâne, 1400´lerden sonra sonra başlayan Osmanlı döneminde de önemini sürdürmüştür. İshak Çelebi´nin yaptırmış olduğu Ulu Cami´nin vakfiyesinde "Ceddim Hazreti Mevla´na" sözcüğünü kullanmış, ayrıca Mevlevi olduğundan ötürü de Konya Dergâhı tarafından kendisine Çelebilik unvanı verilmiştir. Vakfiyede Mevleviliği Batı Anadolu´da yaymak ve yaşatmak amacıyla bu Mevlevihane´nin yapıldığı da belirtilmiştir.

Evliya Çelebi Mevlevihane´den söz etmiştir:

" Ve şehrin şark tarafında bir mürtefi mesiregah, bir de astanei Hazreti Mevlana vardır. Acayip teferrücgâh Mevlevihanedir. Bimahanesi ve müteaddid fukara hücreleriile mamurdur. Zamanı kadimde kinisa imiş amma abı havası lâtif bağ irem misal bir kânı dervişane yeridir. Cümle şehir andan nümayandır. Ve kapusu üzre tarikânı dervişane yeridir. Cümle şehir andan nümayandır. Ve kapusu üzere tarihi budur."

Evliya Çelebi´den öğrenildiğine göre; Mevlevîhâne´nin olduğu yerde daha önce bir Bizans kilisesi bulunuyormuş. Mevlevîhâne 1870 yılına kadar işlevini sürdürmüştür. Mevlevîhâne´nin alt katı kapalı avlulu bir medrese planına benzemektedir. İkinci katı güneye doğru açık "U" eklindedir. Bu bölüm alt kattaki orta avlu, köşe odaları ve derviş hücrelerinin üzerinde bulunuyordu. Mevlevîhâne´nin içerisinde ve dışında bezeme elemanına rastlanmamıştır. Bununla beraber 1693 tarihli şer´i sicil kayıtlarında nakkaşa para ödendiği yazılıdır. Buna dayanılarak o dönemde iç mekânın bezeli olduğu anlaşılmaktadır.

Mevlevîhaâne gibi, güzide bir dergâh ve türbe yeri daha vardır Manisa´ da… Burası sokak içinde, sanki bizden biri gibi sıradan bir hayatı yaşamasına rağmen, gerçek bir tasavvuf erbâbı, müthiş bir düşünce dünyasının neferleri olan Rıfâî Entekkeli Dergâhıdır. Şimdi burada, Manisa Sevdâsı isimli kitabında Sayın Cemil Altınbilek ´ ten ´Manisa Entekkeli Dergâhı ve Rıfâîlik üzerine konu başlığında yazdıklarından bir bölüm aktaralım:

´´Manisa Rıfâî Dergâhı olarak faaliyet gösteren ´Entekkeli Dergâhı İzmir Caddesinin arka paralelindeki, İbrahim Çelebi Camii´ nin karşısındadır. Halen bakımlı bir yapı olarak duran dergâh binası; kurucu Şeyh Ahmet Vehbi Efendi ve diğer şeyhler Hasan Rüştü Efendi ve Hüseyin Kemâlettin Efendi´ nin türbelerinin de bulunduğu, anıtlar kurulu denetiminde tarihi bir eserdir…´

´´Manisa Entekkeli Rifâî Dergâhı kurucu şeyhi Ahmet Vehbi Efendi (1793-1851), Antakya´ da doğmuş, tahsilini ikmal için önce Mısır´a, oradan istanbul´a gelmiş, Fatih Medresesi´ nde müderris, Kartal Rıfâî Dergâhı´ nın dervişi olmuş, süluk ve seyrini tamamladıktan sonra irşat vazifesi ile 1833 tarihinde Manisa´ ya gönderilmiş, Manisa Hatuniye Medresesi´ nde ve İbrahim Çelebi Medresesi´ nde müderrisliğe tayin edilmesi yanı sıra burada dergâhını kurarak irşat faaliyetine başlamıştır….

´´Ahmet Vehbi Efendi´ nin vefatından sonra bir süre şeyh tayin edilemediği dönemde, eşi Meryem Valide hanımın ferace giyip zikir gecelerinde âyin merasimini idare ettiği yine nakiller arasındadır… Ahmet Vehbi Efendi´ nin halefi olarak yirmidört yaşında posta oturan Hasan Rüşdî Efendi (1834-1919) altmış iki sene kaldığı bu vazifede, Manisa´ nın kültür ve sanat hayatında da çok etkili olmuştur…´

´´Entekkeli Dergâhın´ nın üçüncü şeyhi Hüseyin Kemaleddin Efendi de (1888-1951) alim, arif ve kâmil kişiliğiyle temâyüz etmiştir. Hüsetyin Efendi işgal yıllarında posta oturmuş ve o da işgal yıllarında Yunan mezalimine karşı durmuş, hatta elindeki mavzeri ile dergâhının üst katında bekleyerek, yağma için sokağa girmeye kalkışan Yunanlıları ateşlediği ateşlediği mavzeri ile kovarak yaklaştırmamıştır. Ufku açık ve karşısındakinin adeta düşüncesini okuduğu menkıbeleri yakın tarihe ve canlı şahitlere dayalıdır. 1925 tarihinde tekke ve zâviyelerin kapatılması hakkındaki kanuna hiç tereddütsüz ´´Ulül emre uyarız´´ diyerek riayet etmiş ve dergâh eşyasını tespit ve talep eden Vakıflar Müdürlüğü´ ne teslim etmiştir….´

´´Son olarak, Entekkeli Rıfâî Dergâhı´ na özgü ve halen İbrahim Çelebi Camii´ nde Miraç kandillerinde süt mevlidi yapılması geleneğinin devam ettiğinden de bahsedelim. Çocukluğumda babam Hakkı Altınbilek ile birlikte pek çok kereler katıldığım Miraç mevlitlerinde içtiğim tatlı ve ılık sütün tadı damağımdadır.´´

Bu gelenek Hz. Peygamber´e Miraç yolculuğu sırasında yapılan süt ikramı ile bağdaştırılmaktadır.



MANİSA TARZANI:

Manisa Tarzan´ı renkli bir kişiliktir; onu en iyi tanıyanlardan biri olan Ali Haydar Aksakal bakınız onun için ne diyor:

´´Manisa Tarzanı ´Yeşil Bir Dünya´ için çaba harcadı. Çocuklarım dediği fidanları mahkûmlarla birlikte sulayacak kadar yürekliydi. Ağaç dikmeyi kutsal bir görev bildi. Yoksullara gizlice yardım etti. Topkale´ deki kulübesinde yaşıyor, öğle zamanını ve bayramları bildiren topu orada ateşliyordu.´´

KİM KİMDİR köşelerinde yazılan biyografiyi okuyalım:

´ Manisa Tarzanı 1899 yılında Bağdat´a 100-125 km kadar kuzeyde olan Samarra şehrinde dünyaya gelmiş Kerkük kökenli bir Türkmendir. Kurtuluş Savaşı´nda savaştığı için kırmızı şeritli İstiklal Madalyası sahibidir. Hayatını Manisa´yı tüm Türkiye´ye örnek olacak şekilde ağaçlandırmaya adamış ve yaşadığı süre boyunca binlerce ağaç dikmiştir. Spil Dağında yaşayan ve Manisa sokaklarında üzerinde sadece şort ile dolaşan Ahmet Bedevi´ye halk Manisa Tarzanı adını takmıştır. 1963 yılında hayatını kaybedince Manisa halkınca bir efsaneye dönüştürülmüş, heykeli dikilmiştir. Her yıl ölüm yıldönümü olan 31 Mayıs´ ta Manisa´da Ahmet Bedevi için törenler düzenlenir.´´

Tarzan gerçek bir yurtseverdir, Türk Ordusu´nda hem 1. Dünya Savaşı, ardından hem Türk Kurtuluş Savaşı´ na katılmıştır. Kurtuluş Savaşı´ndan hemen önce de Kafkas Cephesi´nde Kazım Karabekir Paşa´nın komutası altında er olarak görev alır. Cesareti nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisince Kırmızı Şeritli (kurdelalı) İstiklal Madalyası ile şereflendirilir. Her resmi kutlamada göğsüne bağladığı bir palmiye yaprağının üzerine bu madalyayı takar ve tören alanına büyük bir gurur içinde katılır.

Tarzan´ın derin bir aşk acısı yaşadığı söylenir. Ama o bu konuda pek fazla konuşmamıştır. Manisa´ ya geldiği yıllar savaş sonrasıdır, Yunanlıların geri çekilişi sırasında her tarafı ateşe vermeleri sebebiyle şehir alevlerle kül olmuştur. Tarzan Manisa´nın manzarasını tekrar yeşile dönüştürmek üzere burada kalmaya karar verir. Askerlik bitmiştir, ancak ona göre bu vatan için ağaç dikmek yeni bir kutsal görevdir. Onu tanımayanlardan kimileri üst-başa bakarak ilk önce ´meczup´ diye düşünseler de Manisalı için Tarzan saygın bir kişiliğe sahiptir. O, Türkiye´nin ilk çevrecisidir. İlk doğa âşığıdır. O, belki de bizler gibi Manisa´ nın ilk hallerini İbn Batuta´dan, Evliya Çelebi´den okumuştu. Belki de okudukları gibi görmek istiyordu Manisa´yı.

Tarzan yoksul ve yalnız bir yaşam geçirir. 1 Haziran 1933´te 30 lira aylıkla bahçıvan yardımcısı olarak Manisa Belediyesi´nin kadrosuna alınır. Kendisi de yoksul olduğu halde Belediye´den aldığı aylığı fakirlere yiyecek ve giyecek almak için harcayacak kadar yardımseverdir. Yaz, kış şortla ve lastik pabuçlarla dolaşır, Sadece üzerine eski gazete sererek kullandığı ahşap bir sedirinin bulunduğu Spil Dağı´ndaki küçük kulübesinde yorgansız, yataksız ve yastıksız uyur. Tek malvarlığı bunlardır. Yaşamında fazla masrafı olmadığından paraya ihtiçaç duymaz, kazancını fakirler için harcar. Bir süre sonra saçını ve sakalını uzatmaya karar verir ve görünümünden ötürü halk ona "hacı" demeye başlar. Başkalarının 25-30 dakikada çıkabildiği Spil Dağın´daki Topkale Tepesine o, lastik pabuçlarıyla birkaç dakikada çıkar, kendi saatine göre saat 12:00 olunca muhtemelen askeriye´den kalma eski bir top arabasından 1 el top atışı yaparak saatin 12:00 olduğunu halka da bildirir. Bu yüzden halktan bazıları ona "topçu hacı" da der.

Ve 31 Mayıs 1963´te hayata gözlerini yumar.

Bugün Manisa´ da kırk yaşını aşmış ağaçların büyük çoğunluğu Tarzan tarafından dikilmiştir.

– Bugün şehrin büyümesi gerekçe gösterilerek ve bazı ağaçların hastalıklı olduğu ileri sürülerek birçok yeşillik köklenmiştir.

- Bugün maalesef İbn Batuta´ nın, Evliya Çelebi´nin Manisasından eser yoktur.-

Tarzan adının verilmesi o yıllarda Manisa sinemalarında gösterilen, başrolünü Johny Weismüller´in oynadığı ünlü Tarzan filminden gelir.

DEVAM EDECEK…

http://www.manisahabergazetesi.com.tr/v2/koseyazisi-535-MANISA-KITABI--6.html