CEMİL ALTINBİLEK

Manisa'nın Yangını ve kurtuluşu

Manisa´nın Yangını ve kurtuluşu
Manisa Denge Gazetesi 11.09.2006-www.etvmanisa.com

Manisa´nın Yangını ve Kurtuluşu

26 Ağustos 1922´ deki büyük taarruz ve 30 ağustos zaferlerinden sonra, sanki Büyük Komutanın, "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz´dir. İleri." emrini duymuş ve Mehmetçiğin bu emir ve "ya istiklal, ya ölüm" düsturu ile, nasıl şahlandığını görmüş olmalı ki, işgalci Yunan Kuvvetleri, yerli Rum ve Ermenilerle birlikte, 3 eylülde Demirci, Gördes, Selendi´ den başlayarak, geri çekilmeye başlarlar. 5 Eylülde Alaşehir ve Salihli´yi tamamen yakarak çıktılar, 7 eylülde Ahmetli, Turgutlu, Akhisar ve Saruhanlı kurtulur. Sabah erken saatlerde kurtarılan Kula ve Akhisar´ın dışında tüm ilçeler yakılıp, yıkılır.

8 Eylül günü ilk müfrezeyle Mehmetçik Manisa´ya girer. Şehre ilk girenlerden üç Mehmetçiğin şehit edildiğini, o tarihte küçük bir çocukken, abisi Ömer Dayı´nın sırtında dağlara tırmanarak canlarını kurtarmış olanlardan biri olan Babaannem Halide Hanım, her konusu geçtiğinde tekrar, tekrar anlatırdı. Çocuk yaşında ve dağda iken koşarak şehre giren ilk Mehmetçiklerin nasıl şehit edildiklerini görmesi belki imkansızdı, ama o kurtuluş gününü öyle bir sevinç ile yaşamışlardı ki, kurtuluş sevincine üç şehidin haberi büyük bir de hüzün katarak, hafızalarına kazınmıştı. Bilahare adları Manisa sokaklarına verilerek ölümsüzleştirilen Aksaraylı Zülfükar, Beypazarlı Hasan ve Bursa Yenişehirli İsmail´in adları ve yerleri kurtuluş ordumuzun profili hakkında da fikir verebilir.

Dedem ve Babaannemin 1980 li yıllardaki vefatlarına kadar, Manisa yangını ve Manisa´nın kurtuluşu , evimizdeki sohbetlerin daimi konularından biri idi; dedem H. Hüsnü Bey, delikanlı olduğu bu dönemde, Cihan Harbinde askerlerin açlıktan pabuçlarını kemirdiğini anlatır, Yunan askerlerinin kendisini vurmak üzere yere yatırıp, boğazına dayadıkları mavzer denilen tüfeği ateşleyecekleri sırada yetişen babası Hakkı Efendi´nin, din adamı kisvesi ile olsa gerek, Yunan askerlerini ikna ederek kurtardığını nakleder ve bu günlerimizdeki rahatımızın kıymetini bilmemiz gerektiğini söyler; dünyanın kırk türlü hali var ha.. diye, dikkatimizi çeker, adeta yine o günler dönecekmiş gibi, devamlı temkinli yaşardı. Yine yangın gününde, dağlara çıkamayan yaşlıların evlerinde kaldığı ve hemen hepsinin yanarak öldüğü, 3000 kişilik Yunan yangın ekibinin şehri sokak , sokak yakarak, önlerine çıkan herkesi kurşunlayarak öldürdüğü, yanan evlerden geriye kızgın kül yığınlarından başka hiçbir eşya kalmadığını anlatırdı. Resmi vesikalar, sadece iki gün süren bu yangında; 5000 kadar Manisalının kurşunlanarak veya yanarak öldüğünü göstermektedir. Yine bu günleri gören yabancı bir yazarın, "böyle bir vahşeti hiçbir kelime ile anlatmamız mümkün değildir. Bu manzarayı sadece görenler bilebilir." Demesi, bir gözlemci tespiti olarak tarihe geçmiştir.

Belki de bu zor günlerin Manisalılar için tek tesellisi; kurtuluşun tamamlandığı 9 eylülden sonra, Rum ve Yunanlı esirlerin İzmir istikametinden, Manisa´ya sürüler halinde getirildiğini görmeleri ve hatta kendilerine kötülüğü dokunanları çekip alarak, oracıkta cezasını vermesi veya bu esir guruplarının şehrin doğusundaki, "Kırtık Deresine" götürülmelerini seyretmek olmuştur.

Manisa ve bölgenin "Düvel-i Muazzama" denilen zamanın büyük devletleri tarafından tek kurşun bile atmayan Yunanlılara peşkeş çekilerek işgali, Yunan Mezalimi ve Yangını olarak tarihe geçen bu olayı; aynı kesafet ile hatırlayacak canlı şahidi kalmamıştır. Ama hala böylesine yaygın, iradi ve planlı olarak yapılan bu "vahşetin" ne sosyolojik, ne de psikolojik olarak başka bir ad ile açıklaması yoktur. Adı üzerinde, bu insanın en hayvani tarafını gösteren bir vahşet örneğidir. Hatta, uluslararası platformlarda ülkemize yöneltilen saldırganlık iftirasına karşı gösterilecek, tarihi vesikalar ile sabit, yaşanmış bir örnektir.

Ayrıca, bu olay; Rum ve Yunanlıların, Anadolu´yu ilelebet terk ettiklerini göstermiş ve buralar ilelebet Türk Yurdu olmuştur.

Daima hatırlayalım ve hatırlatalım.

Cemil Altınbilek-avukat@cemilaltinbilek.com