CEMİL ALTINBİLEK

Bağ Zamanı

Manisa Denge Gazetesi 07.08.2006-www.etvmanisa.com

BAĞ ZAMANI

Yaz gelince bağ zamanı da gelir. Ağustos ayının ikinci yarısı ise, Manisa Sultani üzümlerinin olgunlaşma zamanıdır. Önce kurak-kır yerlerdeki seyrek ama kütürdek salkımlar sararır, sonra üzerlerine kınalı benler konar, kır bağ üzümü az olur ama öz olur, bu tadı bilenler, pazardan, çarşıdan üzüm alıp yiyemez, koyu sarı, hatta kızarmış küçük taneli taze üzümleri arayıp, dururlar.

Manisa´ da yaş üzüm satma alışkanlığı yoktur. Sultani üzümün tamamına yakını kurutularak toptan satım için borsaya gönderilir. Diğer üzüm cinsleri de yemeklik kadar yetiştirilir.

Gediz kenarları kum yerler veya içerlerdeki toprak bağlar çok verimlidir, buralarda hasat, kır yerlere göre birkaç hafta sonra olur ve Manisa ovasında bir telaştır başlar. Ağustos´un 20.sinden sonra kır yerler, 30.undan sonra tüm bağlarda, bağ bozumu yapılır. Üzüm kesecek, taşıyacak, serecek insan aranır, önce akraba, konum-komşu davet edilir. Etraftan gündelikçi tutulur. Hiç bitmeyecek sanılan bağın üzümü, her defasında da beklenenden önce toplanıp, kuruması için yere serilir. Hep, "asmada daha çok görünüyordu, ama.." sohbetleri ile bir haftalık, sergi yerindeki kuruma ve üzümü bekleme faslı başlar.

Sergide kurumakta olan üzümün başında beklenir. Bu hem bir adettir, hem de bir zarurettir. Zira üzüm sergide olunca, bağcının gözü hep gökyüzündedir. Kara bulutlar Menemen boğazından, Spil dağına doğru ilerlerse yağmur kaçınılmazdır. "Bulutlar gider Şam´a, çek eşeğini dama" tekerlemesi ile, hemen tedbir alınır. Sergideki üzümlerin üzerleri örtülür veya geçici olarak erken toplanır. Bir de gece nöbeti tutulur. Hazır kurumuş üzümün hırsızı da vardır. Her sene, "filancanın sergi yerinden üzümleri çalınmış" diye haberler abartılarak dolaşır. Bazı geceler, Kovaya, lancaya veya bandırmaya bir böcek girer. Bir türlü teneke kovadan çıkamaz ne kadar tırmansa, geri düşer. Bu sesi bile, bağ damında yatan ev halkı; "bandırma kulplarının sesimi, ne? Sergi yerinde hırsız var galiba." diye şüphelenir, av tüfeğini kapan evin reisinin arkasına, kadın, çocuk cümle ev katılır, sergi yeri kolaçan edilir. Zaten ovada o saatlerde sadece, zaman zaman, çakalların havlaması ve uluması ile gece kuşlarının uğultusu duyulur. Başkaca el-ayak oynamaz. Tekrar gönül rahatlı ile gece ayazı da çıkmışken cibindiklerin içine girip, yatılır.

Bağ zamanı , bağa taşınıp, bağda yaşamak, Manisa´nın asırlardır süren geleneğidir. Yeri fazla ve mesleği bağcılık olanlar bütün bir yazı ovada geçirir, başka bir işi olup, baba-dede yadigarı bağ sahipleri tatile gider gibi ortalama bir aylık üzüm zamanını bağlarında geçirirler. Bağlar eski Manisalıların aynı zamanda sayfiye yeridir. Nesilden, nesile devam eden komşuluklar yaşanır. Bağ yerine mahsus gece eğlencelerinde; bildiğimiz türkülerimiz ile çocuklar oynatılır, aile geçmişi, hikayeleri, hatta masalları tekrar tekrar anlatılır. Büyükler de bu anlatılanları çocuklarla birlikte dinler, unutulanlar yad edilir. Amca, hala, teyze, dayı zadeler büyüğü-küçüğü bir araya gelirler. Uzaklaşmış akrabalar tekrar yakınlaşır. Asma çırpısı ve kütüğü ile yer ocakları ve bağ fırınları yanar, bağ pideleri veya börekleri yenir. Ekmek bile bağ damında, fırınında yapılır. Zerzevatı da orada yetiştirilir veya yetiştirenlerden alınır. Üzümün kuruyup, toplanılmasından sonra, pekmezler, reçeller kaynatılır. Tarhanalar, salçalar yapılıp ve eve dönülür.

Bağa göçmek, nüfus yapısı Yörük ve Göçmen karışımı olan Manisa ahalisi için, konar-göçer zamanlarımızın mirası olarak toplumsal hafızamızın bir yerlerinde de olabilir. Ama insanımızı rutin hayatından uzaklaştırıp, ruhen ve bedenen bir tatil dönemi yaşatması başlı başına toplumsal sağlığımız açısından önemli olduğu kadar. Aile bağlarından, örf ve adetlerimizin yaşatılmasına kadar bir çok faydası da vardır.

Son yıllarda, bağ zamanı, bağ damlarına göçmek yerine, deniz kenarlarındaki yazlık evlere veya tatil yörelerine gitme alışkanlığı çoğalmıştır. Ancak, Manisa ovasının sultani üzüm bağları var oldukça, bağ hayatı, damlarda olmasa da, konforlu bağ villalarında devam edecektir. Etmelidir. Çünkü Manisa ovası ve bağları memleketimize yaratılışın bir lütfudur.

Bir de, güzelim sultani üzümümüzü ekonomiye, hem bir Manisa markası olarak, hem de çağın gerektirdiği, hijyenik ve organik şartlarla sunabilmeliyiz. Lezzette emsalsiz kır yer üzümlerimizi, markalı patentli olarak, hiçbir ilaç ve hormona bulaştırmadan yaş ve taze olarak değerlendirmeli, kuruttuğumuz üzümleri ise halk arasında posata denilen bakır sülfat zehirlerinden uzak ve doğal ortamda kurutup pazarlamalıyız. Ancak bu şekilde, kurumuş üzüm çuvalları simsarların deposunda çürümez, bütün bir yıl itina ile baktığımız bağlarımızdan ümit ettiğimiz verimi alabiliriz.

Böylece, "Baylan Cemile" türkümüzde anlatıldığı gibi; "Manisa´nın üzümü-güldürecek yüzümü-yedi yıl hizmetim var-dönüverdi sözünü" dedirtmez. Hizmetimizin karşılığını alabiliriz.

Av.Cemil Altınbilek
avukat@cemilaltinbilek.com