CEMİL ALTINBİLEK

MANİSA SEVDASI

Manisa Denge Gazetesinde yayımlanmıştır.

MANİSA SEVDASI

Şehirlere de sevdalanılır.

Bunun tarihte, edebiyatta, şiirde birçok örneği vardır.

Mesela; "Benzetmek olmasın sana dünyada hiçbir yeri" diye İstanbul´la konuşan Yahya Kemal, bir tepeden bakarken de "görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer", diye yine sevdalısıyla halleşmektedir. Yahya Kemal´in milletvekili olduğu dönemde kendisine sorulan "Ankara´nın neyini seversiniz" sualine verdiği; "İstanbul´a dönüşünü" cevabı, yine bu sevda ve özleyişin bir tezahürüdür.

Manisa´nın nesini seversiniz diye sorulsa, ben biraz daha ileri giderim. "ben sevdiğim yerin, sokaktaki kedilerini köpeklerini de severim" diyen veli misali, kurtlarını-kuşlarını-böceklerini severim. "Seni söyler bana dağlar, dereler" mısraında olduğu gibi, nerede bir dağ görüntüsü çıksa karşıma, gözümün önünde Manisa Dağları geçer. Spil´in tepesine sırt üstü uzanmış Kibele´nin kadınsı çizgilerin ararım. Sultan yaylasında şehzade Mehmet´in, av peşinde koştuğunu düşünürüm. Aklı İstanbul´un fethinde.

Mevsim bahar, aylardan nisan ise; Kiraz ağaçlarının beyaz çiçekleri, Karışır yerdeki papatyaların beyazına, Bir de geçen bulutlar beyazsa, Manisa bembeyazdır muhayelemde.

Yaz sıcağında ağustos böcekleri, Sarılır asmaların yapraklarına, Sararan sultani üzümleri, güneşten kam almış olmakla, beklerler yere serilecekleri anı.

Ulu cami bahçesinde, bin yıl öncesindeki gibi, gökyüzü masmavidir. Çeşmesinden akan su yine soğuktur, sıcağa inat. Sanki celal ve cemalin cem olmasından, kemalin doğduğunu bilir gibi, zıtları barındırır, aynı kapta.

Yeni Handa esnaf, öğle yemeği üstüne üzüm hoşafı içmektedir. Asırlar öncesindekinden tek farkı, dağdan keçe içinde gelmiş kar yerine, dolaptan buz konmuştur kâseye.

Çarşı içindeki Çeşnigir, Hatuniye, Taşçılar Mescidinden yayılan salalar karışır birbirine, tıpkı yüzlerce yıl önce olduğu gibi.

At arabalarıyla, faytonların hala tıkırtıları duyulur sokaklarda. Düğün mü, sünnet mi ne, mutlaka bir şenlik vardır.

Sokaklar oluk, oluk insan dolar, Merkez Efendinin şifalı mesir macunu beş yüz seneden beri saçılır, Hafsa Sultan Camiinin minarelerinden.

Bazen bir mehter sesi velveleye verir ortalığı, Hükümet Konağından veya Manolya Meydanından, sanki Saray ı Amire hala varmış gibi.

Ulu ağaçlar süsler, Ulu Parklarını, asırlık Palmiye ağaçları donatır yollarını.

Karaköy´deki kahvehaneler, yine üç yüz yıl önce Evliya Çelebinin gördüğü gibi tıklım, tıklımdır. Günde beş yüz hokka kahve pişer mi bilinmez ama çaylar kaynar, ince belli bardaklara dökülür.
Sevdalı Hafızın gazelleri Çaybaşı´ndan aksetmese de, yine biraz sermest olanlar kadifen kesesi şarkısını çığırırlar sokaklarda.

Sülüklü çeşme yıkılmış, sülüklü göl kurumuştur, ama olsun varsın, şimdilerde Manisa´da sülük yine meşhurdur.

Yörük kızları yine gelin gelir Manisa´ya Yunt dağlarından. İbrahim Çelebi Sultanın karşısında durur Entekkeli Dergâhı, Musiki sesleri yine yayılır, Mevlevi haneden olmasa da, Musiki Derneğinden.

Horos köyünde Rum ahali kalmasa da, Alaybeyinin biraz ötesi yine Askeriye.

Hünkârın etekleri savrulup, dersaadet´ten haber beklenmiyor. Lala Paşa haykırmıyor, "bre davranın, yetmemiz gerek İslambol´a, diğer Şehzadelerden önce", diye.

Ama zaman, zaman yine Tarzan´ın Sandık kaledeki topu patlıyor, belli günlerde.

Mensucat Fabrikanın düdüğü çalmasa da öğle paydosunda, yüzlerce fabrikaya işçi taşıyor servis otobüsleri sabah, akşam.

Üniversiteli gençler neşeyle dolduruyor caddeleri.

Manisa sevdası işte böyle bir şey,
Asırların ötesinden bağlanıyor bu güne,
Gidenlerle, kalanlar birlikte.
Velhasıl, Yahya Kemal´in dediği gibi;
"O rüya duruyor yerli yerinde"
Biraz da, Merkez Efendi Misali,
Benim de ta içimde,
Yüreğimin köşesinde.

Cemil ALTINBİLEK
Manisa İli Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma
(İstanbul´daki Manisalılar) Derneği
Onursal Başkanı

Manisa Denge Gazetesinde yayımlanmıştır.