CEMİL ALTINBİLEK

Hoca Kanuni Mehmet Bey 1859-1931


Kanuni Mehmet Bey Fotoğrafı, torununun oğlu Gürel Bal tarafından gönderilmiştir.
Hâfız Ahmet Mükerrem Akıncı’nın mûsıkîde hocası olan Kānûnî Mehmet Bey, 1859’da İstanbul Beykoz’da doğmuştur. Bu sebeple Beykozlu Kānûnî Mehmet Bey nâmı ile de anılır. Mûsıkînin yanı sıra edebiyat bilgisinin ileri derecede bulunduğu, Arapça ve Farsça bildiği, tasavvufa vâkıf ve Melâmî meşrep olduğu nakledilir.

Osmanlı Sarayında pâdişâhın devlet işlerini yürütmesiyle vazîfeli dâirelerden oluşan ve aynı zamanda ileride devlet işlerinde yer alacak kimselerin yetişmesini sağlayan ve beş asır boyunca devam etmiş bir Saray üniversitesi hüviyetindeki, Enderun-ı Hümâyun’da yetişmiştir.

Bilâhare II. Mahmud’dan sonra Mehterhâne yerine kurulan Saray orkestrası ve saz heyeti olarak faaliyet gösteren Mızıka-i Hümâyun’a geçmiş ve incesaz şefi olmuştur.

Kānun sazından başka ud da çaldığı bilinen Mehmet Bey’in, mûsıkîde Hocası; devrinin önemli mûsıkîşinaslarından, Medenî Aziz Efendi, İsmâil Hakkı Bey ve Tanbûrî Ali Efedi’nin de Hocası olan, Latif Ağa’dır.

Çok iyi bir kānun icrâcısı olduğu bilinen Mehmet Bey’in kānun sazında hocası ise, Mızıka-i Hümâyun’da kolağası rütbesiyle kānun hocalığı yapan, Kānûnî Edhem Efendi’dir.

***

Kānûnî Mehmet Bey’in, iyi bir kānun icrâcısı ve günümüze birçok eseri ulaşmış iyi bir bestekâr olmasının yanı sıra, mûsıkîde hocalığı önemlidir. Zîra yirmi üç yıllık mûsıkî hayâtına rağmen, talebesi Ahmet Mükerrem Akıncı, hocası Kānûnî Mehmet Bey’i tanımasıyla bilgisinin sıfıra düştüğünü ve Mehmet Bey’in talebesi olarak mûsıkîye yeniden başladığını ifâde edip, on beş yıl onun rahle-i tedrîsinde bulunup, cümle makāmâtı baştan sona birlikte tekmil etmeleri de bunu göstermektedir.

Kānûnî Mehmet Bey’in mûsıkî ilmine vukūfuna bir başka örnek de, onun notistliğidir. Mehmet Bey’in bu özelliği hakkında, “uçan kuşun kanat sesini yazardı” diye meşhur mesel yakıştırılmıştır. Bu yönü ile Mehmet Bey, pek çok eserin yazılarak günümüze ulaşmasını sağlamış olup, kayda aldığı eserler “kütük” olarak tâbir edilen ve hocadan talebeye devredilen nota defterleri vâsıtası ile ve en orijinal hâliyle günümüze ulaşmıştır.

Mûsıkî târihimizde, Mehmet Bey’in döneminde ve klasik mûsıkîmizde nota kullanımı yaygın değildi. Klasik meşk sistemimizde eserler; usul vurarak ve hoca ağzından terennüm edilen nağmelerin, talebeler tarafından tâkip ve tekrar edilerek, ezberlenmesi sûretiyle geçilirdi. Her ne kadar bu klasik meşk sistemi öğrenilen eserlerin talebe tarafından ezbere alınması ve vurulan usulün kontrolü ile de eserin unutulması ve bir kısmının kaçması önlense de, eserlerin asırlar ötesinden, günümüze ulaşmasında yine de yeterli olamamış, yazılı kayda alınamamış pek çok klasik devir eseri kaybolup gitmiştir. Üstat Yahyâ Kemal’in, “Itrî” şiirinde;
Kıskanıp gizlemiş kazâ ve kader
Belki binden ziyâde bestesini
Bize mîrâsı kaldı yirmi eser.
deyişi de bu zayiatı ifâde etmektedir.


Eski sistemimizde meşk; bir “fehm-i muhsin”den geçilir. Yâni iyi bir hocadan. Hocanın ihsan eden bir anlayışla talebeyi yetiştirmesi aranırdı. Bu yüzdendir ki, bir mûsıkî meşki olarak başlayan hoca-talebe münâsebeti, hayâtın her yönünü kavrayan bir yol arkadaşlığına dönüşür. Bâzen de mûsıkî bir yana bırakılarak gönül dostluğu olarak devam ederdi. Önceleri koluna sazını takarak gelen öğrencilerin bir kısmı, bir müddet sonra, gerek sazın müşkülâtından, gerekse yeterli vakti ayıramamalarından dolayı, mûsıkî meclisine sazsız devam etmeye başlayıp, dinleyici muhibban içerinde yer almaları gāyet normaldi.

***

Hoca Câhit Gözkân, kendisine “ben de yetiştim” diyerek, hocası Ahmet Mükerrem Akıncı ile birlikte son zamanlarında Hoca Mehmet Bey’e ziyâretine gittiklerinden bahseder. Mehmet Bey’in kānun sazını eski mandalsız hâli ile icrâ ettiğini, şu anda kānun sazının kenarına sıralanmış, bemol-diyez gibi ara sesleri bulmada kullanılan yapma tırnak mandallarının bulunmadığını, bu ara sesleri, parmak ucu-tırnak temâsı ile sağladığını anlatırdı.

Yine Hoca Câhit Gözkân’dan dinlediğimiz hâtırâlar arasında; bir makamdan takım hâlinde eserler geçildiği esnâda, Hoca Kānûnî Mehmet Bey’in bir başka talebesi için başka bir makamda ezbere nota takımı yazabildiği ve yine, Enderun’da Hacı Ârif Bey’in genç mûsıkîşinas Mehmet Bey’e “oğlum Mehmet şu eserim kaçmadan yazıver” demesiyle, pek çok eserin notaya alındığı ve kaybolmadan bu günlere geldiği, hocadan talebeye anlatılan nakiller içinde, bizim de kulağımıza kadar gelmiştir.

***

Maalesef, Hoca Kānûnî Mehmet Bey, yaşadığı devrin kargaşasından uzak kalamamış ve 1908 meşrûtiyet hareketi sırasında Mızıka-i Hümâyun’da, kıdemli yüzbaşı karşılığı olan, kolağası rütbesinde iken kadro hârici kalarak, en verimli olacağı bir devrede emekliye ayrılmıştır.


Bu dönemde edinebildiği evini satıp ticâret yapmak istemiş ve bu iş için bir dönem Adana’ da gitmiş ise de, bilmediği bu işte muvaffak olamamış ve tekrar İstanbul’a dönmüştür.

Ahmet Mükerrem Akıncı’ın kendisi gibi musikişinas ve Kanuni Mehmet Bey’ e de talebe olan oğlu Yekta Akıncı, musiki geçmişini kaleme aldığı hal tercümesinde, Kanuni Mehmet Bey’in 1931 senesinde bir Ramazan akşamı, haftanın üç günü musiki icra edilen musiki akşamlarının birinde, Fatih’ deki evlerinde vefat ettiğini yazmaktadır. Bu müşahhas bilgiden, Kanuni Mehmet bey’in vefat tarihinin, bir çok kaynakta yazılı olduğu gibi 1927 değil, 1931 senesi olduğunu tebarüz ettirebiliriz.

Bütün mûsıkî veresesi gibi, kıymetli nota kütükleri ile defterleri de, talebesi Ahmet Mükerrem Akıncı ve onun oğulları, torunları ve talebesi Câhit Gözkân’ın emânetinde bize kadar gelmiştir.

Hoca Beykozlu Kānûnî Mehmet Bey’in birçok saz eseri ve sözlü bestesi mevcuttur. Hatta bu gün icrâ edilmeyen, “tarabengiz, dilfürüz” gibi az kullanılmış makamlardaki saz eserleri el yazısı notalarıyla günümüze ulaşmıştır. Meşklerimizde ise, dâima onun coşkulu nihâvent peşrevi ve hazin sûzidil saz semâîsi geçilmektedir.


Cemil Altınbilek


(Kubbealtı Akademi Mecmuası 2007 Ocak sayısında ve Hoca Cahit Gözkan’ın Musiki Mirası adlı kitapta yayınlanmıştır.)