CEMİL ALTINBİLEK

Kökü Mazide Olan Atiyiz

Kökü Mazide Olan Atiyiz
Manisa Denge Gazetesi-18.08.2006,www.etvmanisa.com

Kökü Mazide Olan Atiyiz,

Basında tesadüf ettiğim eski, yeni karmaşasına dair bir yazı, bana Yahya Kemal´in bu meşhur mısraını hatırlattı. Geçmişte iki büyük şairimiz arasında yaşanan küçük bir çekişme, sosyolojik bir gerçeğin dört kelime ile literatüre yerleşmesine vesile olmuştur.

Son asrın, en büyük şairi ve fikir adamı olan Yahya Kemal Beyatlı ´ya , yine zamanın ünlü bir şairi, eski kültür değerlerine olan eğiliminden dolayı, "harabisin, harabatisin" diye tenkitte bulunur. Bu söz üzerine Yahya Kemal; "ne harabiyim, ne harabatiyim-kökü mazide olan atiyim(gelecek)" diye cevap verir ve bu cevap, böylece edebiyat tarihimizin köşe başlarından birine yerleşir.

Gerçekte de Yahya Kemal geleneksel divan şiirimizdeki," failün, falilatün" gibi kalıplarla, sayılıp, ifade edilen ve açık-kapalı kelimelerin aynı hizada oluşturduğu aruz vezninin son temsilcilerindendir. Hatta son temsilci olmaktan ziyade, aruz veznini Arapça ve Farsça kelimelerden ayrıştırıp, 1940´ lar da oluşmuş halis bir Türkçe kullanarak, aruz veznini Türkçe´ye tamamen adapte etmiş ve eski kalıptan, yeni bir "Türk aruzu" doğmasını sağlamıştır.

Tabiidir ki, 6-7 yüzyıl İmparatorluk lisanı ile kullanılmış şiir geleneğine vakıf olmadan, bu geleneği 20. yüzyıla taşıyabilmek mümkün olamazdı. Üstelik Yahya Kemal eski şiir, eski edebiyat ve eski tarihimizi de, genç yaşında memleketi olan Üsküp´ ten kaçarcasına gittiği ve 9 yıl kesintisiz yaşadığı Paris´ te bulmuş ve Paris kütüphanelerinde Osmanlı medeniyet ve kültürünü tetkik ederek öğrenmiştir. Yani batıda, doğunun kültür zenginliğini keşfetmiştir.

Bu itibarla, üstat Yahya Kemal Müslüman Türk Kültürüne aşina bir batılıdır ve Yahya Kemal gerek Paris yıllarında, gerekse dönüşünde yerleştiği ve en büyük şairi olduğu İstanbul yıllarında batılı ve hatta bohem hayatını sürdürürken, hep bir Müslüman Türk kimliğini de ön planda taşımış ve eserlerinde de işlemiştir. Yaşantısı ve sanatı ile Yahya Kemal, eski ile yeni arasında en güçlü köprüyü kurmuş ve geleneksel şiirimizi çağımıza uyarlamıştır.

Gerek Osmanlı İmparatorluğu´nun son 150 yılında, gerekse Cumhuriyet dönemimizde yüzümüzü batıya döndüğümüz ve muasır medeniyet seviyesine ulaşmak hedefimizde, batılı ülkelerin medeniyeti kıstaslarını örnek alındığından kuşku yoktur. Ancak, yalnızca Anadolu´daki tarihi köklerimiz bile, bin yılı bulmaktadır. Kökleri bu kadar derinde olan bir milletin, geçmişinden soyutlanabilmesi mümkün değildir. Bu sosyolojik vak´a, bir çelişki veya çekişmeler yumağı olarak da açıklanamaz. Bu tarihimizin bir realitesidir. Zengin kültürel mirasımızdır.

Öyleyse, beş yüz yıl hüküm sürdüğümüz ne, Avrupa´nın Birliğinde, ne de onca yıl hakimi ve hadimi olduğumuz orta doğu coğrafyasında kimlik sorunu yaşamamalıyız.

Köklerimiz bu kadar derinde iken, başımız da göklere değebilir. Yani "geçmişten, geleceğe" uzanabiliriz. Yine en büyük üstat Yahya Kemal´in bir rubaisinde dediği gibi; "farkında değildik, göğe ermiş serimiz- şimdengerü gülzarı suhandır yerimiz".

Yahya Kemal´in fikirlerinin yansıtan düz yazı kitapları ile, eski dil ve tarz ile yazdığı şiirleri "eski şiirin rüzgarıyla" adıyla, dörtlükler anlamına gelen rubaileri "Rubailer ve Hayam Rubailerini Türkçe Söyleyiş" adıyla, çağdaş ve halis Türkçe ve Türk aruzu ile kaleme aldığı ve de asıl kimliğini taşıdığı şiirleri "Kendi Gök Kubbemiz" adıyla, İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından yaklaşık 50 yıldır yayınlanmakta iken, şimdi de Yapı Kredi Kültür Sanat yayınları içinde, adı geçen cemiyet ile birlikte ortak yayın olarak kamu oyuna sunulmaktadır.

Av.Cemil Altınbilek
avukat@cemilaltinbilek.com