Tapduk ve Yûnus Emre Manisa Kula da mı?

Cemil ALTINBİLEK

Evet, Manisa’nın Kula ilçesi yakınlarındaki Emre Köyü’nde Tapduk Emre Türbesi ve bu türbenin eşiğinde Yûnus Emre’nin mezarı var.

Ama gerek Yûnus Emre, gerekse hocası Tapduk Emre’nin asıl yerleri, Müslüman Türk milletinin gönülleridir. Zîra Yûnus Emre’nin bugünkü hudutları içindeki Türkiye’de 15, Azerbaycan’da da 3 türbesi olduğu söylenmektedir.

13. asırda yaşadığı bilinen Tapduk ve Yûnus Emre’nin şiddetli Moğol akınları ile Horasan’dan Anadolu’ya göçen Türkmenlerden olduğu, dağılmakta olan Anadolu Selçukluları döneminde önemli bir göç durağı olan Karaman ve Manisa’da konup, hattâ Balkanlara kadar devam eden göç ve iskan faâliyetleri içerisinde Anadolu’nun ve Rumeli’nin Türkleştirilmesi asırlarında yaşadıkları târihî bir vâkıadır. 

Bu asrın siyâsî kargaşası ve kıtlığı içinde âilesine buğday temin etmek için Karaman’dan yola çıkan Yûnus, gidenin elinin boş dönmediğini duyduğu, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na varır ve yolda topladığı yaban armudu-ahlatları takdim ederek, âilesi için buğday ister. Hacı Bektaş Veli, Yûnus’daki kabiliyeti sezmiş olmalı ki; O’na “Buğday mı istersin, himmet mi?”diye sorar. Yûnus “Neyleyeyim himmeti, bana buğday gerek” deyince, çuvalları buğdayla doldurulup, yolcu edilir. Yol boyunca zihnini kurcalayan sual, ancak evine döndüğünde cevâbını bulur ve “Ne yaptım ben” diyerek, tekrar Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na koşar. Ancak bu defa Hacı Bektaş Veli, “Bizden geçti senin nasibin Tapduk Emre’ye verildi” diyerek, onu Manisa Kula’daki talebesi Tapduk Emre’nin Dergâhı’na gönderir. Burada odunculuk yapan Yûnus kırk yıl dergâha odunların bile en doğrusunu taşır. Hocasının dersleri ile tamam olur, coşar, taşar ve dile gelip, tasavvufî halk şiirinin ölümsüz eserlerini verir.


    Taptuğun tapusunda / Kul olduk kapısında,

    Yûnus miskin çiğ idik / Piştik Elhamdülillah.

    ***

    Ben gelmedim dâvâ için / Benim işim sevi için,

    Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmağa geldim.

    ***

    Yetmiş iki millete / Bir göz ile bakmayan,

    Halka müderris olsa / Hakîkatte âsîdir.

    ***

    Adımız miskindir bizim / Düşmanımız kindir bizim,

    Biz kimseye kin tutmayız /.Kamu âlem birdir bize.

    ***

    Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü,

    Yaratılanı severiz / Yaradan'dan ötürü.

    ***

    Cennet, Cennet dedikleri / Birkaç melek birkaç hûri,

    İsteyene ver onları / Bana seni gerek seni.

gibi sevgi, hoşgörü ve barış mesajları ile Osmanlı adı ile kurulacak Müslüman-Türk İmparatorluğu’nun temellerini ve mozaiğini hazırlar. Yûnus, Tapduk Emre’nin vazîfelendirmesi ile yedi yıl Anadolu’yu dolaşır. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ile de görüştüğü rivâyet edilir. Bu görüşmeye atfen;

    Mevlânâ Hüdavendigar bize nazar edeli,

    O’nun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır.

diye seslenir. Diğer taraftan Mevlânâ da Yûnus’a atfen;

Hangi mertebeye çıktıysam, o yörük kocasının ayak izlerini gördüm.” 

diyecek, bu görüşmenin madde veya mânâ âleminde olduğunu bilemesek de, târihe böylece not düşülecektir.

Mütefekkir, yazar Sâmiha Ayverdi, Yûnus hakkında; 

Yûnus tasavvuf rûhunu kalıplardan çıkarıp amel hâline getiren ve hayâtın içine solüsyon hâlinde karıştıran adam olduğu gibi, kelimelerden bir Süleymâniye kurmuş bir dil mîmârıdır. Yûnus’un şâirliği ve dervişliği, bir kılıcın iki yüzü gibi birbirinden ayrılmaz bir bütündür. İnsanları terbiyede ilâhî aşkı muallim ve mürebbi kabul eden Yûnus’a, aşk ahlâkının da en cesur bekçisi demek câizdir. Elini ayağını zaman ve mekân zincirlerinden kurtarmış ulu kişilerin rahatlığı ile aşk ve tasavvuf ahlâkını, yüksek bir sanat tufânı içinde kütlelere aktaran Yûnus, dünkü cemiyet için ne kadar mühim ise, bugünkü cemiyet için de belki daha lüzumludur. Horasan’dan gelen Koca Yûnus’a on üçüncü asır Türklüğünün ne ölçüde bir minnet borcu varsa, bugünün Türklüğünün de, aynı tefekkür, îman ve sanat karşısında, bir aynaya bakar gibi, kendini araması ve seyretmesi lâzımdır.” diyor.


    Mânâ bahrine daldık / Vücut seyrini kıldık,

    İki cihan serteser cümle / Vücutta bulduk.

    ***

    Aşk dediğin duyar isen / Aşka candan uyar isen,

    Aşk yolunda candır fedâ / O’na fedâ mal olmaya.

    ***

    Gönül Çalabın tahtı / Çalap gönüle bahtı,

    İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise.

    ***

    Miskin Yûnus erenlere / Tekebbür etme toprak ol,

    Topraktan biter küllisi / Gülistandır toprak bana.

Yine Sâmiha Ayverdi Yûnus hakkında:

Ezel anasından ölmemek üzere doğan bahtiyarlar vardır. Ender de olsa, zaman, zaman târihte bunlara rastlanır. Ölmezlerin hayâtı, kendilerine âit olmaktan çıkmış, kütlenin malı, kütle menfaatinin nîrengi noktası olmuştur. Onlar iki dünyânın sıfatlarını da hiçe saymış, iki dünyâyı da aşıp ölümsüzlük sırrının uluları arasında yer almış yücelerdir. Onlar demek fazîlet demektir, adâlet, iyilik, güzellik ve sevgi demektir. Yûnus’a felsefesini aksiyon hâlinde tercüme edip, günlük ve pratik hayâta mâletmiş bir serdengeçti denilebilir.

ifâdesiyle nihâî hükmünü veriyor.

Tekrar Manisa Kula Emre köyündeki Tapduk Emre ve eşiğindeki Yûnus Emre türbelerine dönecek olursak; Yûnus, Tapduk Emre’nin isteğiyle, bildiğini bildirmek göreviyle, yedi sene Anadolu’yu dolaşır ve Tapduk Dergâhı’na geri döner. Dönüşüne Tapduk Emre’nin ne diyeceğini bilmediğinden, Fatma Vâlide hanımla sözleşirler. Tapduk Emre’nin yaşı ilerlemiş ve artık gözleri de görmemektedir. Tapduk Emre’nin geçeceği sırada Yûnus kapı eşiğine oturacaktır. Değneği Yûnus Emre’ye değen Tapduk Emre, Vâlide hanıma bu kim? Diye sorduğunda, Vâlide hanım, “Yûnus” diyecektir. Tapduk Emre hoşnutlukla, “Bizim Yûnus mu?” diye sorarsa Yûnus hocasının elini öpecek, tanımaz veya hoşnut olmaz ise, geldiği gibi gidecektir.



KulaEmre köyü Tapduk Emre ve Yûnus Emre Türbesi


Olay gerçekleşir ve Tapduk Emre hasretle, “Bizim Yûnus mu?” diye sorar, Yûnus Tapduk Emre’nin ellerini öper ve eşiğinden bir daha ayrılmaz. Kula’nın Emre köyündeki Tapduk Emre Türbesi’nin eşiğinde Yûnus Emre’nin türbesi varsa, Bizim Yunus’un mezarı da, makamı da oradadır. Tapduk Emre, “Yûnus, sen artık yetiştin istediğin yere gidip yerleşebilirsin” deyip, icâzet kâğıdını eline verdiğinde, Yûnus; beni bu kâğıt parçası için mi gül yüzünden mahrum ediyorsun deyip, bu icâzet kâğıdını çiğneyip yuttuğu rivâyet edilir. Yûnus’un şeyhinin eşiğine gömülmeyi vasiyet ettiği ve şeyhimi ziyâret edecekler mezarımı çiğneyip geçsin dediği nakledilir. İşte Yûnus’tan delili;


Hak bir mürşit verdi bana,

Kapısında öl dediler. 

***

Ko beni yatayım Şeyhimin eşiğinde,

Dönmezem Şeyhimden yâne döneyim. 

***

Bu dünyâdan gider olduk / Kalanlara selâm olsun,

Bilmeyen ne bilsin bizi / Bilenlere selâm olsun.


Manisa Sevdâsı'ndan