Mevlânâ Yılında Manisa Sempozyumu

Cemil ALTINBİLEK

Birleşmiş Milletler  Eğitim ve  Kültür  Kurumu-UNESCO, Kültür Bakanlığımızın önerisi ile doğumunun 800. yılı münâsebetiyle 2007 yılını, bütün dünyâda, “Mevlânâ Yılı” olarak îlan etmiştir. Bu vesîle ile yurt içinde ve dışında çeşitli etkinliklerle Mevlânâ anılmaktadır. 

Ancak yurtiçinde, bu anma programlarının çok yaygın olmadığı, basın ve görüntülü medyanın da, bu konuya yeterince yer ayırmadığını görüyoruz. Ne de olsa günümüzde medyaya magazin hâkim, Mevlânâ ise gayet ağır bir konu…

Bütün dünyâda Mevlânâ, kültür ve hoşgörü âbidesi olarak çeşitli platformlarda anılırken, bizde sâdece ilim ve kültür merkezleri harekete geçmekte ve akademik toplantı ve sempozyumlar öne çıkmaktadır. Bu duruma da şaşırmamak gerekir. Zîra Mevlânâ’ya da yakışan seçilmişler arasında akademik toplantılarda anılmak ve sevenlerinin gönlünde yer edinmektir.

Biz Manisalılar için gurur verici taraf ise; Mayıs ayında İstanbul ve Konya’da düzenlenen uluslar arası Mevlânâ sempozyumlarından sonra Manisa’da bir uluslar arası sempozyumun yapılabilmesidir. Manisa’da “Uluslar arası Türk Tasavvuf Kültürü ve Mevlânâ Sempozyumu” düzenlenmiştir. Hem de bu uluslar arası sempozyum, 29 ve 30 Eylül 2007 târihlerinde Manisa’nın başına taç gibi oturmuş olan ve kendi adını verdiği tepe mevkide, “Manisa Mevlevîhânesi”nde yapılması daha da anlamlıdır. Sempozyumun danışma ve bilim kurulunda muhtelif üniversitelerden 12 profesör ve 10 doçent bulunmakta, 55 üniversite mensubu ayrı tebliğler sunmaktadır.

Bu tebliğlerde; Mevlânâ’nın aşk, akıl ve felsefe anlayışından, Mesnevî aynasında cennet ve cehenneme, Mevlânâ’nın dostluk kavramından, Mevlânâ’nın evrenselliğine veya dinler üstülüğü veya dîni çoğulculuğuna, Mesnevî’de nefis kavramından, bölgemizde yaşamış Mevlevî şahsiyetlere kadar geniş bir yelpâzede Mevlânâ terennüm edilmektedir.

Zîra Mevlânâ çok yönlü ve zengin bir bilgi ve kültür birikimine sâhip olup, her mizaç ve meşrebe hitap etmektedir. Bu hâlini Mevlânâ, “Bir ayağım sâbit, diğer ayağımla 72 milleti dolaşırım” sözü ile açıklamaktadır. Hattâ zamânının Hint’de, Çin’de bile anlatılmakta olan binlerce hikâyeyi Mesnevî’sinde anlatıp, arkasından hikmetli netîceler çıkarmasını, kurt-kuş hikâyeleri anlatıyor diye kendisini eleştirenlere “Ben Kur'an’ın bendesiyim” deyip şu dörtlük ile cevap vermiştir.

    Men bende-i Kur’ânem, eger can darem,

    Men hâk-i reh-i Muhammed-i Muhtarem,

    Ger nakli koned cuz in kez guftarem,

    Bîzârem ez u vez an suhan bîzârem .1

Ayrıca faal bulundukları dönemin, güzel sanatlar akademileri olduklarından şüphe olmayan mevlevîhânelerde meşk edilen mûsıkî, hüsnü hat, tezhip ve ebrû sanatlarına bir hatırlatma kabilinden, aynı târihlerde ve yerde hat ve ebrû sergilerinin olacağını, mûsıkî ile ibâdeti birleştiren bir “semâ” gösterisinin de sunulacağını belirtelim.

Geçen yıl, 2006 Eylül sonunda da, Manisa’da benzeri bir Mevlânâ Sempozyumu tertip edilip, başarı ile icrâ edildiğini hatırlatırız. 

Demek ki, Manisamızda hem seçilmişler, hem de Mevlânâ’yı gönlünde barındıranlar hâlâ mevcut. Ne mutlu bizlere…

[1] Canım bedende oldukça Kur’an’ın kuluyum/ Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım/ Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse/ O nakledenden de rahatsızım, bu sözlerden de rahatsızım.
Manisa Sevdâsı'ndan