Mevlevîhânede Ney yok mu?

Cemil ALTINBİLEK

Manisa Mevlevîhânesinin, Manisa Celal Bayar Üniversitesi bünyesinde kurulan, “Manisa Yöresi Türk Târihi ve Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi” tarafından tâmir ve ihyâ edilmesinden son derece memnun ve mütehassıs olmam sonucu, özel meşklerimde kullandığım;

Zamânın en iyi ud îmâlatçısı olan Hâdi Usta saz evince şahsım için özel olarak gül ağacından îmal edilmiş bir udumu; İstanbul Konservatuarı, saz yapım bölüm başkanı arkadaşım Mustafa Aydın Öksüz tarafından şahsım için özel îmal edilmiş ve sırtında semâzen çıkartması olan klasik kemençemi; Şimdilerin en iyi ud’larını îmal eden Mustafa Copçuoğlu tarafından, yine şahsım için özel îmal edilmiş ve sapının sonunda mevlevî sikkesi olan rebabımı; Tünel’de, Galata Mevlevîhânesi’nin yanında İstanbul’un müzik evlerinin bulunduğu sokaktan temin ettiğim, bakır dövme tekneli bir çift kudüm ve dört ses akordunda bir ney’i, şükran duygularımın ifâdesi olarak ve ilelebet mevlevîhânede bir hâtıram kalsın arzusu ile Manisa Mevlevîhânesi’ne bağışladım.

T.C. Celal Bayar Üniversitesi, Manisa Yöresi Türk Târihi ve Kültürünü Araştırma ve Uygulama Merkezi antetli, B.30.2.CBÜ.O.41.00.00/290 sayılı, teşekkür konulu, 22.10.2002 târihli, yukarıda sayılan enstrümanların teslim alındığını belirten ve teşekkürlerini ifâde eden bir mektup da elimde durmaktadır.

Müteakiben, bu enstrümanların sergilenebileceği, camekân veya vitrini de yaptırmaya hazır olduğumu defaatle ifâde etmeme rağmen, bu mümkün olmadı ve nihâyet adı geçen enstrümanlardan, ud hâricindekiler, Mevlevîhâne’nin ortasındaki bir duvara çakılan çiviler üzerine yerleştirilerek sergilenir oldular. Her ziyâretimde bu sazları duvarda, udu da, arama sonucu dolapların içinde buldum.

Târih boyunca mevlevîhânelerde icrâ edilen mûsıkînin en has sazları olan ney, kudüm ve rebabın yanına kendi sazım olması hasebiyle bir ud ve bir klasik kemençeyi katarak oluşturduğum enstrüman kompozisyonu mevlevîhânenin ortasında mevcut olmasına rağmen, geçtiğimiz günlerde, “Mevlevîhânede Ney Yokmuş” haberi, gazetemizde boy, boy fotoğraflarla kendini gösterdi.

Haberde, Manisa Mevlevîhâne Müzesi’ni ziyâret eden bir çiftin, mevlevîhânelerin sembolü olacak bir ney’e rastlamadığı ve bu sebeple yanlarındaki bir ney sazını mevlevîhâneye hediye edilmek üzere Belediye Başkanına verdiklerini ve de Belediye Başkanının objektifler önünde bu açıklama ile bir ney sazını Celal Bayar Üniversitesi Rektörüne takdim ettiğini gördük ve tahmin ettik ki; Ya bizim birkaç ay öncesine kadar yerinde duran emânetlerimiz, duvarda çürümesin diye udun yanına, yâni dolap içerisine saklandılar; Ya Belediye Başkanı dostum ve üniversite rektörü hocamız mevlevîhânedeki sazları görmemişlerdi; Ya da bozuntuya vermeyip, siyâseten böyle davrandılar.

Her halükârda hayırlara vesîle oldu diyeceğiz. Çünkü, bendeniz 6-7 sene evvel beş adet sazımı yayı, mızrabı, zahmesine kadar takımlayıp, mevlevîhâneye hediye ettiğimi, fakat bir dolap yaptıramadığımı ve bu sazların duvarda çürümekte olduğunu, teeddüp edip yazamazdım. 

Şimdi yeri geldi, belki kendiliğinden; Konya Âsitanesinde Hazret-i Mevlânâ’nın huzûrunda Hocam ûdi Câhit Gözkân’ın ve ûdi Şerif Muhittin Targan üstâdın udlarının bulunduğu camekân vitrin örnek olur. Bir eksiğimiz daha tamamlanır. Zîra Hazret-i Mevlânâ’da tekemmül esastır. Hazret; “nebatsan-hayvan, hayvansan-insan, insansan-insan-ı kâmil oluncaya kadar tekâmül devam edecektir” diyor. Hazret’in “Hamdım, piştim, yandım” ifâdesi de aynı minval üzeredir.

Hattâ bu vesîle ile, mevlevî kültür mîrâsımızın bir kayıp parçası diyebileceğimiz ve yakın zamâna kadar harâbesi bulunan, şimdi de yeri Belediye tarafından yeşil alan olarak düzenlenmiş, Ali Bey Câmii’nin doğu tarafındaki, “Manisa’nın ikinci/şehir içi mevlevîhânesi” yerine minyatür de olsa bir mevlevîhâne izi veyâhut da bir semâzen heykeli dikilerek, mermer bir levha üzerine, bu mahaldeki mevlevîhânenin târihi yazılabilir. Böylece târih ve turizm kenti olma iddiasındaki Manisa’nın bir değeri daha gün ışığına çıkartılır, bir eksik daha tamamlanır.


Manisa Sevdâsı'ndan