Benim Senden Başka Sığınacak Limanım Yok

Cemil ALTINBİLEK

Bayram geldi, otuz küsur seneden beri olduğu gibi, sılanın yolunu tutmaya koyulduk. Önce Bandırma’ya feribot bileti aradık, bulamayınca Eskihisar-Topçular araba vapurundan Yalova’ya inip, karadan devam ettik. Bursa ve Balıkesir’i çevreyollarından teğet geçtik, ama Susurluk’a gelince mola vermeden olmaz. Köpüklü ayranın yanında, Mihalıç peyniri ile yapılmış tostumuzu âfiyetle yedik. Sındırgı’ya doğru son bir gayret tırmanıp, düze çıktıktan biraz sonra “Manisa İl Sınırı” tabelası görününce, otomobilimizin hemen camını aralayıp derin derin nefes aldık. İşte varacağımız limanımız görünmüştü. Hele ovaya gelip Akhisar’ı geçtiğimizde, yeşil biraz daha yeşil, hava biraz daha ılık, güneş biraz daha parlaktı. Yine bizi Spil Dağı’nın silueti karşıladı, şarkımızı mırıldandık,  sonra binâlar göründü, Gediz Köprüsü’nü geçip, şehre istasyon tarafından girdikten biraz sonra, kendimizi şehrin göbeğinde buluverdik. 

Sanki izlediğimiz filim ara vermiş gibi, dersten teneffüse çıkmış gibi yâhut da hiç gitmemiş gibi, otuz sene geçmemiş gibi, yine memleketimizdeydik. 

Değişen çok bir şey de yok gibiydi, ne de olsa her bayram seyran geldiğimizden gelişmeleri de hâfızamıza iliştirmiştik. En çok tanığımız sîmâların yaşlanmış olması dikkatimizi çekerdi, yine öyle oldu. Eski arkadaşlarımdan bâzılarını görünce, gülümseyerek, “ulen bunlar da hiç bakmamış kendilerine” dedim. Ama benim de saçlarım seyrelmiş ve aklaşmıştı. Yüzümdeki çizgiler de az değildi, ama yine de kendime konduramadım.

Üstelik yirmi yaşıma gelirken bir üniversite talebesi delikanlı olarak ayrıldığım memleketime, şimdilerde eşim, oğlum ve kızım ile gelip gidiyordum. 

Bütün bu iç geçirmeler, mukayeseler, geçirdiğimiz yarım asrın muhâsebesini yaparak durup düşünmemize vesîle olmuyor değildi, buna da ihtiyâcımız vardı. Gelip geçen hayatta, nereden gelip, nereye gittiğimizi de irdelemeliydik. Bu değerlendirmeyi yapmak için de ara zamanlara ihtiyâcımız vardı. 

İşte bayramlar da bu gibi değerlendirmeler için tam bir fırsattır. Uzak-yakın, büyük küçük, hısım akrabâ bir araya gelir. Büyüyenlerin çocukluğu, çocukların geleceği, sohbetlerde birbirine karışır, hasretler giderilir, sevgiler, saygılar tâzelenir.

Akranlar, arkadaşlar için de bu böyledir. Hattâ bu görüşmeler biraz daha nâdir olduğundan daha da önemlidir. İşte bu bayram bu önemli günlerden birine daha vesîle olacak. Manisa Lisesi’nden mezun olanlar bir araya gelecekler. Kimileri yirmi, kimileri otuz yıl sonra birbirlerini tekrar görecek, okul anıları yâdedilecek yine sevgiler büyüyecek. Ne de olsa kâinatın temelinde sevgi var…

Bu buluşma etkinliğinin adı ve adresi bu defa; “Liman 45”, bu başlık, hem bir derginin, hem bir internet web sitesinin, hem de bir memleket sevdâsının adı olacak. En azından bizler böyle olmasını temenni ediyoruz. Çünkü bendeniz Manisa için sarfedilen her çabanın destekçisi olmayı şiar edinenlerdenim.

Sen yoksan mekânım belli değil, zamânım yok,

Benim senden başka sığınacak limanım yok

Yeni Türk edebiyâtının, çağdaş Türk şiirinin kudretli şâirlerinden Ümit Yaşar’ın çok sevilen ve Avni Anıl tarafından yapılmış, çok güzel bir bestenin iki dizesini bu kere, memleket sevgimize tercüman yapmak istedik. Manisa bir liman kenti olmasa da,  bizim bu dünya denizinde sığınacak kendimize âit tek limanımız.

Kimsenin limanlarında gözümüz yok, yeter ki bizimkinde de gözleri olmasın…


Manisa Sevdâsı'ndan