CEMİL ALTINBİLEK

VAROŞLAR VE ENTELEKTÜELLER

VAROŞLAR VE ENTELEKTÜELLER
MANİSA DENGE GAZETESİNİN 19.11.2007 TARİHLİ NÜSHASINDA YAYINLANMIŞTIR

VAROŞLAR VE ENTELEKTÜELLER

Son dönemde medya da bir varoşlar ve entelektüeller yakıştırması sürüp gidiyor.

Biz de teşbihte hata olmaz düsturu ile basın ve medyanın öne çıkardığı bu iki mefhum arkasında kastedilenin ülkenin yeni bir bölünme veya kamplaşma planı olduğunu düşünmemize rağmen, konunun yine de bir sosyal problem yanı olduğu inancıyla, bu iki sosyal guruba yüklenilen, siyasi yakıştırmaları tahlil etmeye devam edeceğiz.

Entelektüel olarak adlandırılan kişilerin laik, demokratik ve sosyal devlet anlayışını benimsemiş ve de ağırlıklı olarak devrimci, ilerici söylemler ve de Cumhuriyetçi kimliği ile öne çıktıkları malumdur. Bunların daha çok Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tabanını oluşturduklarını, daha az bir bölümünün de CHP´nin de solundaki partiler içerisinde yer aldıklarını tespit ve ifade etmek hiç de güç değildir.

CHP´nin yönetim kadrolarındaki kilitlenmenin, halka ve seçmen kitlesine yansıması ile oy oranları da sabitlendiğinden, başka bir sosyal kesimden oy alabilme imkânı da ortadan kalkmıştır. Böylece bu kesimin, Ülke oy oranı da ile kilitlenmiştir.

Diğer tarafta bulunan ve tanımı ile hangi siyasi parti içinde yer aldığı net olarak bilinmeyen taraf ise, "Varoşlar" olarak adlandırılan kesimdir.

1980 li yıllarda doğu ve güneydoğu bölge illerinde tırmanan terör ve dönemin iktidarının teşviki ile birlikte hızla artan iç göç sonucu oluşan Varoşlar; daha ziyade büyük kentlerin çevresinde gecekondu tipi yerleşim göstermektedir.

Bu hareket daha önceki yıllarda yaşanmış köyden-kente, apartmanların kapıcı daireleri veya diğer hizmetli işlerde olduğu gibi şehir içine monte olmadığından, topluma entegrasyonu zordur ve doğudan-batıya göç şeklinde tezahür etmiş olup, yoğunluğu sebebi ile de kent yaşamının alışılmış tüm dengelerini etkilemiştir.

Bu kesimdeki ailelerin hemen, hemen tüm fertleri çalışmakta olup, Şehir içlerine yerleşme niyeti ve imkanı olmayan, dolayısı ile toplumdan ayrışarak, kendilerini göstermeye müsait olan bu kesimin genellikle belirli bir siyasi tercihi veya kimliği de yoktur. Ama daha muhafazakâr ve geldikleri kültürün, dini ağırlıklı alışkanlıklarına sahip oldukları da kuşkusuzdur.

En önemli öncelikleri de geçim derdidir. Bu yüzden geçimlerini ilgilendiren en küçük bir destek veya katkı onları siyasi yelpazede harekete geçirip, oya dönüştürme kabiliyetini haizdir. Bu onları sayısal olarak da tatmin eden bir psikolojiye de sokmakta, kendilerini ispat imkânı da bulabilmektedirler.

Yoksa onlar için Anayasanın hangi prensiplerinin ihlal edildiği, laik-demokratik rejimin değişip, değişmediği, küreselleşme veya bölgede olup bitenler önemli değildir. Ülkenin nereden, nereye gittiği, Avrupa Birliği politikaları, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler gibi Devlet politikalarının da önemi kalmamaktadır.

Olsa, olsa kırsal kesimden getirdikleri giyim- kuşam, düğün-dernek gibi, günlük yaşam adetleri yeterlidir. Bunların birçoğu da iktidar partisinin temsilcilerinin yaşam prensipleri ile oldukça örtüşmektedir.

Zaten, sol kanat da bilinen sağ milliyetçi kavramlara sarılmış, sağcı muhafazakâr olması beklenen iktidar ise sol hareketin liderlerini kadrolarına katmış ve sosyal devlet politikasının gereklerini icra etmekte olduğundan, siyasi ideolojiler de birbirine karışmıştır.

Eriyip yok olan orta direk de bu kesime yaklaşınca, kökeni, vizyonu, misyonu kendilerine uygun olmayan radikal siyasi partiler, birkaç torba kömür ve birkaç erzak paketi ile siyasi görüş bir tarafa, gündelik politikalarla, tabanlarının çok üzerinde oy alıp, suni olarak büyüyebilmiştir.

En önemlisi de ülkenin çağdaşlaşma, modernleşme yönündeki demokratik kazanımları heba olup gitmekte, Köye dönüşen kentlerimiz de, böylece artmaktadır.

Yalnızca 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Manisa´da ki seçmenin, yoğunlaştıkları yerlere göre ´i, ile 0´ u sözü edilen kent çevresi varoş yerleşim kesimini oluşturduğu şeklindeki söylem ve verileri dikkate alınır ise, Ülkemizin ne kadar büyük bir sosyolojik problem ile karşı karşıya kaldığı anlaşılır. Sözü edilen oranların üzerine, % 10-15 diğer radikal oy, @´leri toplamaya yetmektedir.

Bu sosyolojik problemin kısa vadede çözümü mümkün görülmemektedir. Ancak uzun vadede ekonomik şartların iyileşmesi, refahın artması yönünde oluşturulacak sosyal içerikli projelerin desteği ve geniş halk kitlelerinin katılımı ile, uzun vadeli bir toplumsal entegrasyon sağlanabilir. Böylece bu kesim orta direğe katılabilir. Yani yine çözüm, "ORTA DİREĞİN" güçlendirilmesinde görünmektedir. Demek ki, orta direk sadece seçimden seçime irdelenecek bir olgu değil, her zaman gözetilmesi gereken bir realitedir. Tabii ki, bu kesimlerin uyum ve bütünleşme talebinde olması da önemlidir.

Aksi takdirde, bırakalım siyasi çekişmeyi, sosyal çatışmalar da kaçınılmaz olacaktır.

Merkezde, toplumum geniş kitlelerini kucaklayacak politikalar üretecek kitle partileri derlenip, toparlanmadıkça veya bu yönde yeni oluşumlar ortaya çıkmadıkça, radikal partiler basit sloganlarla veya ayrı kimliklerle, kitleleri farklı kutuplara itileceklerdir. Toplumda yeni bölünme sloganlarında biri de "varoşlar ve entelektüel" kavramları üzerine oturacak. Bu da durumdan da en çok Ülkede bölünme hayal eden kişi ve mihraklar karlı çıkacaktır.

Cemil ALTINBİLEK